Eğlence Ve Paylaşımın Mekânı Oulcay.CoM
22 Mayıs 2012, 14:57:37 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

www.OtoSticker.com

Duyurular: w w w .oulcay.com 'a Hoşgeldiniz...
 
   Ana Sayfa   Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili Anılar  (Okunma Sayısı 1388 defa)
Fatih
Yönetici
*

Karma 339
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 440



« : 26 Temmuz 2007, 22:52:12 »

Atatürk, kendisinin insanüstü bir varlık olduğunu söylemelerini hiç hoş karşılamazdı. Çocukluk arkadaşı Nuri Conker’in sert şakalarını büyük bir neşe ile dinler ve hepimizin önünde tekrarlatırdı.

Bir gün sofradakilerden biri:

- Paşam, demişti, kimbilir çocukluğunuzda ne müstesna bir insandınız. Kimbilir ne eşsiz anılarınız vardır.

Atatürk güldü ve Conker’e döndü:

- Nuri anlatsın, dedi.

Nuri Bey her zamanki şakacı diliyle:

- Bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi, yanıtını verdi. Deminki soruyu soran kişi, sözün bu yola dökülmesinden fena halde ürktü. Soruyu ortaya attığına bin kez pişman oldu.

- Aman efendimiz, diyecek oldu, Atatürk hemen sözünü kesti:

- Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük TÜRK olarak dünyaya gelmemdedir.”

***
Erzurum, 3 Temmuz 1919... Ilıca'da Mustafa Kemal'in karşılanması...

Konukların önemli kimseler olduğunu anlayan ihtiyarın zeki gözleri parladı. İri ve ak tüylerle örtülü elini geniş göğsünün üzerine koyarak selamladı. Mustafa Kemal Paşa, yanıbaşına kadar geldiği halde heykel gibi duran bu ihtiyarın hatırını soruyor, o da gövdesine yaraşan derin ve gür sesiyle teşekkür ediyordu. Sohbete başlayan ihtiyar, göçmek zorunda kalıp Çukurova'ya indiklerini, ama kısa bir süre önce köyüne geri döndüğünü anlattı. Mustafa Kemal, o günlerin bu dönüşe pek uygun olmadığını işaretle:

- "Ağa, yoksa oralarda geçinemedin mi?", diye sordu.

İhtiyar hemen karşılık verdi:

- "Hayır Paşam, Çukurova cennet gibi bir yer, bir eken yüz biçiyor. Bize tarla verdiler, çayır da... Geçimimiz padişahta bile yoktu. Çok rahattık. Yalnız son günlerde işittim ki İstanbul'daki ırzı kırıklar bizim Erzurum'u Ermenilere vereceklermiş. Hele bir göreyim, bu namertler kimin malını kime veriyorlarmış? Memleketime sahip çıkmak için geri döndüm."

70 yaşın üzerindeki tunç çehreli, ak sakallı, gün görmüş ihtiyarın iman dolu göğsünden gelen bu ses yine O'nun gibi tunç çehreli kahraman Paşa'nın gözlerini yaşarttı. Erler diyarı Erzurum'un bu koca yiğidine bakan Mustafa Kemal yaşlı gözlerle arkadaşlarına döndü:

- "İşte bu millet vatanı kurtaracak!"

................

Mustafa Kemal Paşa, 6 yıl sonra Erzurum'u tekrar ziyaret ettiğinde, kendisini karşılayanlara o aksakallı ihtiyarı sordu. Verilen cevap, yedi düvele karşı gözünü kırpmadan savaşan büyük askerin bir kez daha gözlerini yaşartacaktı:

"İki oğluyla birlikte İstiklâl Kahramanları Şehitliği'nde yatıyor Paşam"...
***
Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmiş, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:

"Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler."

Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, bazı millet ve toplulukları "İstiklal" diye bize karşı kışkırtırlardı.

Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler zenginleşirlerdi.

Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk'e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.

Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:

- Bu köşk kimin?

- Kirkor'un...

- Ya şu koca bina?

- Yorgo'nun...

- Ya şu?

- Salomon'un...

Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:

- Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:

- Biz mi nerede idik? Biz Yemen'de, Tuna Boyları'nda, Balkanlar'da, Arnavutluk Dağlarında, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk Paşam...

Atatürk bu anısını naklederken:

- "Hayatımda cevap veremediğim tek insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur" derdi
***
Günlerden bir gün İtalyan Büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir.
O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi;
"Ekselans, dün Roma ile yapmış olduğum görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi" der.
Odada bir an sessizlik olur.. Ata büyükelçiye bir şeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır.
Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal ünüforması, belinde tabancası vardır.
Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve Çakmak'a ;
"Paşa! İtalyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlar, hazır mıyız?" der.
Fevzi Çakmak durumu anlar ve "Biz hazırız Paşam" diye yanıtlar.

Ata büyükelçiye döner ve:
"Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler''
***

"Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.

Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.

Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya ölüm!..."
"Efendiler! Bir şeyin zarârıyla, bir şeyin imhâsıyla yükselen şeyler, bittabi; o şeyden zarâra uğrayanı alçaltır. Hakîkaten Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenîleşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vâdîsine yuvarlana durmuştur. Artık vazîyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasîhat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki hangi istiklâl vardır ki ecnebîlerin nasîhatleriyle, ecnebîlerin planlarıyla yükselebilsin? Târih, böyle bir hâdiseyi kaydetmemiştir!"

Gazi Mustafa Kemal Paşa
6 Mart 1922
T.B.M.M.
Kayıtlı


[COLOR="Cyan"]ATSIZCILAR[/COLOR]
-Bir ?eyler de?i?meli art?k ...
y?ld?.
------------------------------
Karard? gündüzlerim,
K?? oluyor yazlar?m,
Dumanlanan gözlerim,
Uzak yak?n seçmiyor.
 
Bir gönülüm: Murats?z.
Bir kartal?m kanats?z.
Kendinden geçse Ats?z,
Dakikalar geçmiyor...
--------------------------------
Elbet bir gün Yollar Bulu?acak
Göz ve Göze Bakacak
Bakal?m o an o zaman
Kimin Gözünden Ya?lar akacak ! ! !
Eğlence Ve Paylaşımın Mekânı Oulcay.CoM
« : 26 Temmuz 2007, 22:52:12 »

 Kayıtlı
Oulcay
Yönetici
*

Karma 557
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2960


Ne bileyim ben life goes on...


Site
« Yanıtla #1 : 27 Temmuz 2007, 16:25:42 »

sağol kardeşim paylaşımın için Gülümseme
Kayıtlı

Söylediklerinize dikkat edin,düşünceleriniz olur;
Düşüncelerinize dikkat edin,duygularınız olur;
Duygularınıza dikkat edin,davranışlarınız olur;
Davranışlarınıza dikkat edin,alışkanlıklarınız olur;
Alışkanlıklarınıza dikkat edin,değerleriniz olur;
Değerlerinize dikkat edin,karakteriniz olur.
tatli_tugba
Tam Üye
*

Karma 120
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 172



« Yanıtla #2 : 31 Temmuz 2007, 00:04:00 »

tsklerrr...
Kayıtlı

[FONT="Comic Sans MS"][SIZE="7"][COLOR="MediumTurquoise"]SaKaRYaLi[/COLOR][/SIZE][/FONT]
Fatih
Yönetici
*

Karma 339
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 440



« Yanıtla #3 : 15 Eylül 2007, 13:39:46 »

Bİr kaç tane daha ekleyeyim :
ANKARA, 10.CUMHURİYET YILININ BÜYÜK VE ÖLÇÜSÜZ SEVİNCİ İÇİNDEDİR. ŞEHİR, BAŞTANBAŞA IŞIKLARLA DONATILMIŞTIR.

ATATÜRK, RESMİ BALOLARIN VERİLDİĞİ YERLERE UĞRADIKTAN SONRA HALKEVİ'NE DE TEŞRİF EDİYOR. ORADA, MİLLİ VE MAHALLİ GİYSİLERİYLE COŞAN VE COŞTURAN TÜRK KÖYLÜLERİYLE KARŞILAŞIYOR.

BİR GÜN BU MİLLETİ VE BU MEMLEKETİ KURTARMAK İÇİN ATILDIĞI MÜCADELEDE KENDİSİNE YEGANE KUDRET VE KUVVET MEMBAI OLAN BU TEMİZ YÜREKLİ VATAN EVLATLARININ NEŞELERİNDEN SON DERECE DUYGULANIYOR. ONLARI BİR SÜRE SEYRETTİKTEN SONRA, DOĞRU ÇANKAYA'YA TEŞRİF EDİYORLAR VE:

-"EFELERİ BURAYA GETİRİNİZ!.." EMRİNİ BUYURUYORLAR.

EFELERİN ÇANKAYA'DA, ATATÜRK'ÜN SOFRASINDA NASIL COŞTUKLARINI VE NASIL COŞTURDUKLARINI ANLATMAYA İMKAN YOKTUR. BÜYÜK ATA, SAHNENİN EN HEYECANLI BİR ANINDA, ANKARA EFELERİNDEN BİRİNE SORUYOR:

-EFE, SEN BENİM İÇİN NE YAPABİLİRSİN?

EFE TEREDDÜT ETMEDEN CEVAP VERİR:

-HER ŞEY...

-MESELA?..

-ÖLÜRÜM...

ŞİMDİ BÜTÜN DİKKAT ATATÜRK'E ÇEVRİLMİŞTİ. KİMSE KONUŞMUYOR, ONLARI DİNLİYORDU. ATATÜRK, GÖZLERİNİ ETRAFINDAKİLER ÜZERİNDE BİR KEZ GEZDİRİYOR. SONRA:

-EFE, DİYOR, SÖZÜNDE SAMİMİ MİSİN?

-EMİR SİZİNDİR, ATA'M.

ATATÜRK, ELİNİ DİZİNİN ÜSTÜNE VURUYOR:

-KOY BAŞINI BURAYA!...

EFE DERHAL BAŞINI ATANIN DİZLERİNE KOYDU VE BAŞINI KOYAR KOYMAZ ŞAKAĞINDA BİR SOĞUK TEMAS HİSSETTİ. BU, ATATÜRK'ÜN ŞAKAĞINA DAYADIĞI TABANCA NAMLUSUNUN SOĞUKLUĞUYDU. EFE, BU SOĞUKLUKLA BERABER ŞAKAĞINA DAYANMIŞ BİR TABANCA OLDUĞUNU GÖRMÜŞ, FAKAT EN KÜÇÜK BİR HAREKETTE BULUNMAMIŞTI.

EFE, ATA'SI İÇİN ÖLÜMÜ SEVE SEVE KABUL EDEBİLİRDİ. FAKAT, ATATÜRK, ONA KIYACAK MIYDI?

BÜTÜN YÜZLERİN RENGİ BİR ANDA SOLMUŞ, HEYECAN SON HADDİNİ BULMUŞTU. NEFES ALMAKTAN KORKUYORLARDI VE GÖZLER ATATÜRK'ÜN ELİNDEYDİ. TABANCA, EFENİN ŞAKAĞINA DAYANMIŞTI. FİŞEK SÜRÜLMÜŞ VE EMNİYET AÇILMIŞTI. ATATÜRK, BİR SANİYE BİLE SÜRMEYEN BU AN İÇİNDE VE GÖZLE FARKEDİLEMEYECEK BİR HIZLA TABANCANIN NAMLUSUNU ŞAKAĞIN YANINDAN, BELKİ BİR SANTİM KADAR KAYDIRARAK TETİĞİ ÇEKİYOR.

DERİN SÜKUTU YIRTAN KORKUNÇ TABANCA SESİ... KALPLER, SANKİ YERİNDEN KOPACAK.

HAZIR BULUNANLARIN HEPSİNİN BETİ BENZİ KÜL RENGİNİ ALMIŞTIR. FAKAT, EFENİN BAŞI HALA ATA'NIN DİZİNDEDİR VE EFE DE EN KÜÇÜK BİR KIMILDANMA YOKTUR.

ATATÜRK, EFENİN BAŞINI DİZLERİNDEN KALDIRIYOR, TEMİZ ALNINI DUDAKLARINA DOĞRU ÇEKİYOR VE ÖPÜYOR.

HALA BİRAZ ÖNCEKİ HAVANIN TESİRİNDEN KURTULAMAMIŞ OLANLARA:

-İŞTE, BEN ANADOLU SAVAŞINI BUNLARLA VE BÖYLE CANLARINI ESİRGEMEYENLERLE KAZANDIM, DİYOR

******
Dünya Savaşı sonunda Suriye cephesindeki ricatı yöneten Mustafa Kemal Paşa; Halep’ten beri çekildiği halde çıkıp “kimsiniz, nesiniz, nereye gidiyorsunuz” diye sorgu sual eyleyen olmaz. Fakat bir gece yarısı, önce bir tüfek mekanizması şakırdar, sonra havaya bir el ikaz ateşi açılır ve bir Kilisli Türk'ün yiğit sesi yırtar karanlıkları:

- Duruuuun! Yoksa vururum!

Gazi, yanındakilere döner ve der ki:

- Vatanın sınırı işte burada başlıyor!

*************
Gazi‚ çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına
rastladı.
Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine.
Kadın Ata´nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir duralayıp‚
- Neden sordun ki‚ dedi. Buraların saabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
malıdır.

Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip
nereye
gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim‚ ben Sincan´ın köylerindenim bey‚ otun güç
bittiği‚
atın geç yetişdiği‚ kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana
bilet
aldı trene bindirdi‚ kodum Angara´ya geldim.
- Muhtar
niçin Ankara´ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki
oğlum
gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir
kez
görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi
Paşa.
Bende gün demeyip mıhtara anlatınca‚ o da bana bilet alıverip saldı
Angaraya‚ giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte
ağşamdan
belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa´dan başka bir isteğin var mı? Kadını birden yüzü
sertleşti.
- Tövbe de bey‚ tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki... O bizim
Vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı.
Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim
ondan?
Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur
dölünün
köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa
yüzünü
görmek‚ ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem
gözlerim
açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon‚ bana bir yardım ediver de
Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver. Atatürk´ün gözleri dolu
dolu olmuştu‚ çok duygulandığı her halinden belliydi.

Bana dönerek‚
- Görüyorsun ya Gökçen‚ işte bu bizim insanımızdır... Benim köylüm‚
benim
vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim‚ sen gökte
aradığını yerde buldun‚ rüyalarını süsleyen‚ seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa
yani Atatürk işte karşında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
fırlatıp‚ Atatürk´ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.
Ikisi de ağlıyordu. Iki Türk insanı biri kurtarıcı‚ biri kurtarılan‚
ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın
ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket
çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk´e
uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa‚ bunu sana
hediye
getirdim. Seversen gene yapıp getiririm. Paşa hemen orada bezi açıp
peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik.
Oradakilere şu emri verdi;
"Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. ( "Ananı da al git"
diyenler
var artık zamanımızda )
Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim
armağanım
olsun."

***
Atatürk ingiliz yuksek genaraliyle cay içerken onlara hzmet eden Türk subayı çayı masaya koyarken devamlı kafasını guneslığe vurur bu durumu gören ingiliz general Ataturk'e donerek halkınıza her seyı öğretmişsiniz ama daha toplum içınde nasıl davranması gerektığinı öğrenememıs halbuki kafasını eğse başını vurmaz! bunun uzerıne Atatürk generale donerek haklısınız ekselans ben bu mıllete her seyı öğrettim ama bır türlü baş eğmeyı öğretemedım baş eğmemek bu milletın ruhunda var...
Kayıtlı


[COLOR="Cyan"]ATSIZCILAR[/COLOR]
-Bir ?eyler de?i?meli art?k ...
y?ld?.
------------------------------
Karard? gündüzlerim,
K?? oluyor yazlar?m,
Dumanlanan gözlerim,
Uzak yak?n seçmiyor.
 
Bir gönülüm: Murats?z.
Bir kartal?m kanats?z.
Kendinden geçse Ats?z,
Dakikalar geçmiyor...
--------------------------------
Elbet bir gün Yollar Bulu?acak
Göz ve Göze Bakacak
Bakal?m o an o zaman
Kimin Gözünden Ya?lar akacak ! ! !
didaMm
Genel Moderatör
*

Karma 491
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 768



« Yanıtla #4 : 15 Eylül 2007, 20:53:39 »

emeğine sağlık...paylasım için tşkler
Kayıtlı

'    Umudu Kestim...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

| Wap | Wap Forum | Rss |
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.15 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.049 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu